22 Nisan 2024 Pazartesi

Dikmen Zekibey den Değirmendere köylü Kapıcı Hasan 29 Mart 2019 - DEDEGARGIN çiftliği


  •  2019
  •  Mahalli seçimlerinden yansımalar ........

Kapıcı hasan

Necati Çavdar Seçim 2019
Dün gün Kızılay'da idim.
Tüm Partilerin seçim Propaganda merkezlerine uğradım.. 
SP Kızılay tanıtım merkezinde Çankaya Belediye Başkan adayı Hasan Çıplak beyle sohbet imkanımız oldu.
Hasan bey, Çankaya için HAZIR..Ve Hazırlıklı..
Nu arada 1980lerde Dikmen’den tanıyıp on yıllarca karşılaşmadığımız Hasan ile de aynı mekanda karşılaşmak ilginç oldu.
Eskileri yad ettik..

29 mart 2019


Dikmen Zekibey 'den Kapıcı Hasan 
 ......................

Hasan ve Fevzi (kuru temizlemeci sonradan emlakçı) Bozdoğan

Değirmen deresi köyünde  "Daştanın Ferzi "diyorlar.

Fevzi'nin kayınçosu Servet Aydoğan, Zekibey apartmanı kapıcısı idi.

Leyla apt kapıcısı değirmen dereli Hasan ile  yıllar yılı sonrası  28 Mart 2019 Perşembe günü

Saadet partisi çankaya adayı Hasan Çıplak’ın Kızılay'daki seçim çadırında  görüştük..

Eskileri andık.

Hasan, "bizim evde bunlarla toplantı yaptık" diyor gülerek.

Bende gülüp, işaretle içkiyi ne yaptın dedim.

Oda "çok içmiyorum ama yine de dedi ve ekledi. Bunları da alıştıracağım"

Ağbisi Fevzi, hiç mi hiç içmez. Hasan ise  sürekli içer.

Hasan, Hüseyin Ova da   Büyükcamili köyündeki  meşhur DEDEGARGIN çiftliği sahiplerinden müteahhitlik yapan (Mustafa ) ailenin kapıcısı.

Daha doğrusu kahyası.

Zira, Dedegargınlar Dikmen Zekibey'e  şimdi top sahasının tam karşısına 3-4 katlı aile apartmanı yapmışlar. Mustafa,  planı projesini  ben yaptım derdi.

Dikmende  Dedegargınlarla karşılaşınca  Hüseyinağbad, Nedim Tuğaltay ortaokulunda sınıf arkadaşım Aysel Dedekargın var idi. Onu hatırladık. 

Rahmetli babam Sadık Çavdar, "Büyük camili de Dedegargın ocağı var.. Dedegargınlar oarada oturuyor " diyordu.

Aysel, Dedekargın çiftliğinden imiş.

Meğer BüyükCamili köyünde "Hüseyin Gazi" tekeksi  Çiftliği gibi  bir yer varmış. O sülale orada imiş.

...

Hasan da o ailenin işlerine bakıyor..  

Gerek kendinden ekonomik olarak daha iyi olan Abisi Fevzi.

Gerekse patronlarından daha şık giyinirdi.

Eline çok paralar geçti ancak Hasan "Yemeyi ve içmeyi" çok sevdiğinden para elinde durmazdı.

Hasanı gören sanki  meşhur Leyla apartmanı sahibi sanardı.. Havası da öyle idi.

………….

Hasana bir görevli biraz para  verdi.

Belli ki adamları para karşılığı misafir etmiş..

Ve parasını alınca da ben karşıda işim var fatura ayarlatacağım diye kalktı.

Kapıcısı olduğu apartman sahipleri iflas edip perişan olmuşlar. Hasan onlardan zengin  hale gelmiş.

 ................

Notlar:

Hüseyin Çıplak, dershaneci ve  Bilal Sürgecç'in arkadaşı.

Niğdeli Lastikçi hacı,  sonradan biz Hıra Ticareti kapatınca, yerimize zücacciye vs  satışı yapan  Gönül Ticaretin sahibi.

Reşat Demircioğlu, Rizeli Müteahhit

Kuru temizlemeci  Fevzi – Değirmen deresi köylü

Fevzi abinin kayınçosu Servet Aydoğan

::::::::::::::::::::::

DEDEGARGIN

 

 Garip Dede Kimdir? 

Dedekargın4 aşiretine mensup olan bireylerin Malatya’dan Alaca’ya yerleşmeleri 19. yüzyılın başlarına denk gelmektedir. 

Dedekargın aşiretinin Alaca’yı tercih etmesinin en önemli sebeplerinden birisi Dede Garkın ocağının talibi olan Şeyh İbrahim ve Ali Seydi ocak mensuplarının 18. yüzyılda buraya gelmeleridir (Dedekargınoğlu, 2016: 41). Garip Dede, Çorum sancağının Hüseyinabad (Alaca) nahiyesinin (bazı vesikalarda kaza olarak geçmekte) Camili Kebir5 köyünde yaşayan ve Dedekargın aşiretine mensup bir kişidir (DH.MKT. 803/26). 

Babasının adı ise Hüseyin’dir (Y.MTV. 284/63). Ocakzade olmasından ötürü burada dedelik vazifesini de yürütmektedir (DH. MKT. 803/26). Evlad-ı resul olduğundan “Dede” unvanıyla zikredilirken ayrıca boy beyi olduğu için de “Bey” unvanıyla da ifade edilmiştir (Dedekargınoğlu 2012: 63)

 Bazı belgelerde ismi “Garip Bey Dede”, “Garip Galip Bey” şeklinde geçmektedir (Y.MTV. 284/63). Garip Dede kendini Dedekargın aşiretinden emlak, arazi ve hayvanat sahibi ve çiftçi olarak tanımlamıştır (Y.MTV. 284/63). 8 Ocak 1906 tarihli vesikaya göre Garip Dede 45 yaşındadır (Y.MTV. 284/63). Bu tarihlendirmeye binaen Garip Dede 1861 yılında doğmuştur. Garip Dede’nin torunu olan Hüseyin Dedekargınoğlu’nun bizimle paylaştığı Alt-Üst Soy belgesinde Garip Dede, 01.07.1855 doğumludur. Büyük Camili köyünde doğan Garip Dede’nin adı “Karip” şeklinde kaydedilmiştir. Arşiv vesikalarından babasının adının Hüseyin olduğunu öğrendiğimiz Garip Dede’nin Alt-Üst Soy belgesinden anne adının Safiye olduğunu görmekteyiz. Resmi kayıtlara göre 1855 yılında gözlerini hayata açan Garip Dede 27.04.1933 tarihinde 78 yaşındayken hakka yürür.

Aşağıdaki resimde görüleceği üzere Garip Dede, tabiri caizse sıradan bir dede değildir. Giyiminden anlaşılacağı üzere son derece modern görünümlü birisidir. Garip Dede’nin hem mali durumunun iyi olması hem de nüfuzlu bir şahsiyet olmasının bunda payı büyüktür. Öyle ki Çerkez Ethem, anılarında Garip Dede’yi Anadolu’daki Alevilerin ruhani lideri olarak tanımlamıştır (Çerkes Ethem, 1993: 93). Garip Dede elbette Anadolu’da yaşayan tüm Alevilerin ruhani lideri değildi. Fakat Çerkez Ethem, Garip Dede’nin siyasi ve ekonomik gücüne binaen bu ifadeyi kullanmış olmalıdır.

Garip Dede (Sol tarafta sandalyede oturan) (Dedekargınoğlu, 2012: 97).

 

3. Garip Dede’nin Ailesi

1904 yılına ait vesikada kaydedildiğine göre Garip Dede’nin aile fertleri arasında şu kişiler vardır. Eşleri Zübeyde ve Maide6 , 7 yaşında kızı Fatma, 3 yaşında oğlu Haydar, 9 yaşında oğlu Hüseyin, 1 yaşında kızı Hava, 2 yaşında kızı Medine, 5 yaşında kızı Hüsniye, 6 yaşında oğlu Rıza, 10 yaşında oğlu Beşir, Halil’in karısı Şehriman, 4 yaşında kızı Hatice, 7 yaşında kızı Emine, 2 yaşında oğlu İbrahim, Yusuf, oğlu Veli ve Hüseyin’in karısı Hatice’dir (DH.MKT. 803/26). Görüldüğü üzere Garip Dede’nin ailesi 17 kişiden meydana gelmekteydi. Belgenin tarihinden yola çıkıldığında çocuklarının doğum tarihlerine ulaşabilme imkânı da gözükmektedir. Aleviliğin yol ve erkânında çok eşlilik uygun görülmemiş ve hatta eşi yaşadığı halde bir evlilik daha yapan kişilere yaptırım uygulanmıştır.7 Hüseyin Dedekargınoğlu, Garip Dede’nin iki eşinin olmasını istisnai bir durum olarak ifade ederek gerçekleştirilen bu evliliğin aile içinde mücbir sebeplerden ötürü yapıldığını ve ilk eşinin de rızasının alındığını belirtmiştir (KK).

4. Garip Dede’nin Köyüne Cami ve Okul Yaptırılması

Garip Dede’nin köyü, Hüseyinabad nahiyesine bağlı Camili Kebir köyüdür. 19. yüzyılın başların köyün adı Kışlak olarak geçmekte iken 1813’te Dedekargınlıların bu köye yerleşmeleriyle köyün adı “Dedegarkın” olarak değişmiştir. 1892-95 yılları arasında köye büyük bir caminin yaptırılmasının ardından köyün adı Büyük Camili (Cami-i Kebir) olarak anılır (Dedegarkınoğlu 2016: 41-42). Ancak Hüseyin Dedekargınoğlu’nun bizimle paylaştığı dokümanda 1975 senesinde köyün adının Dedekargın olarak geçtiği görülmüştür.8 Böylece köy için bu tarihe kadar hem Büyük Camili hem de Dedekargın adının kullanıldığı anlaşılmaktadır.

Çorum’un Hüseyinabad nahiyesinin çoğunluğu Kızılbaş olduğu için bunların inançlarını düzeltmek amacıyla köylerde mescitler ve okullar açılarak buralara öğretmen ve imamların gönderilmesi planlanmıştır (DH.MKT. 803/26). Devlet, öğretmenler ve imamlar aracılığıyla Kızılbaşların Sünniliğe geçmelerini sağlamak istemiştir. Ancak Camili Kebir köyündeki caminin ve okulun devlet tarafından değil Garip Dede’nin amcası Hacı Mehmet Bey tarafından yaptırıldığı ileri sürülmektedir. Hüseyin Dedekargınoğlu, Hacı Mehmet Bey’in bu girişimini merkezi otoriteyle iyi bir ilişki sürdürebilmek amacıyla siyaseten yaptırıldığını belirtmiştir (KK).

Arşiv vesikalarına göre ise Çorum’un Hüseyinabad nahiye merkezine biri erkek diğeri ise kız olmak üzere 2 adet ilkokul yapılmıştır. Ayrıca buraya bağlı olan Camili Kebir köyüne de bir adet cami ve okul inşa edilmiştir. Yapılan cami ve okulların ismine padişahın adının verilmesi için Çorum mutasarrıfı Ankara Vilayetine, Ankara Valisi de 6 Mart 1901 tarihinde ismin verilmesi hususunda merkeze izin talep eden bir yazı göndermiştir (DH.MKT. 2466/107; İ.DH 1382/41). Padişahın isminin okul ve camiye verilmesinin uygun olup olmayacağı hakkında görüş bildirmeleri için Evkâf-ı Hümâyun ve Maârif Nezâretlerine iletilmiştir (BEO 1647/123495; DH.MKT. 2482/77). Talebin bürokraside görüşülmesinin ardından nihai karar 16 Nisan 1901 tarihinde İrâde-i Seniyye’nin verilmesiyle camiye ve okullara padişahın ismi verilmiştir (İ.DH 1382/41). 1902 yılı kayıtlarına göre, Camili Kebir köyündeki okulda 67 erkek ve kız öğrenci vardır (Yıldız-Ayhan, 2016: 147)

II. Abdülhamid’in cami ve okul aracılığıyla Kızılbaş yerleşim birimlerini Sünnileştirme çabası yalnızca Alaca’da uygulanmamış farklı bölgelerde de bunun örnekleri görülmüştür. Ordu ve çevresinde yaşayan Çepni Türkmenlerini Sünnileştirmek amacıyla ilkokul ve rüştiyenin yanı sıra medreselerin açılması için girişimlerde bulunulmuştur (Selçuk, 2011: 75). Sultan, Kızılbaşların genç nesline ulaşabilmek adına ulema yönetiminde faaliyet gösteren okullara destek vermiştir. Açılacak olan okullar sayesinde Kızılbaşların yaşadığı alanlarda misyonerlik faaliyetlerini yürüten kişilerin etkileri de ortadan kaldırılmak istenilmiştir (Georgeon, 2006: 316)

5. Garip Dede’ye Yöneltilen Suçlamalar

 Çorum’un Hüseyinabad (Alaca) kazasında ikamet eden Garip Dede, hem dedelik vazifesini yürütmekte hem de tarım ve ticaret faaliyetlerinde bulunmaktadır. Ancak Garip Dede hakkında yapılan ihbarlar onu zan altında bırakmış ve yerel idarecilerin dikkatini üzerine çekmiştir. Öyle ki gerçekleşen bir ihbarda Garip Dede’nin evinde üç sandık cephane, elli kadar Martin tüfeği, otuz beş revolver bulunduğu bilgisi gelmiştir. Güvenlik ve sosyal huzur gerekçesiyle bu tarz ihbarlara kayıtsız kalmayan devlet, bölgeye en yakın kolluk kuvvetlerini göndererek durumu teftiş etmiştir (BEO 2176/1631659 ). Garip Dede’ye isnat edilen suçlamalar sadece bununla kalmamış aşağıda maddeler halinde öne çıkan bazı nedenler sıralanmıştır. 

1. Tasarruf ettiği emlak ve arazinin vergisini eksik ödemesi (DH.MKT. 803/26).

 2. Hüseyinabad nahiyesinin köylerinde ikamet eden ve Bektaşiliğe mensup erkeklerden “dedelik hakkı” adı altında on ikişer kuruş para alması (DH.MKT. 803/26).

 3. Köylülerin resmi kayıtlardaki vergi miktarlarını söylemeyerek onlardan fazla para alması (DH.MKT. 803/26).

 4. Kendi ticaretinde kullandığı adamını çiftçi gibi göstererek temettü vergisinden kurtarması (DH.MKT. 803/26).

 5. Bir takım asker kaçaklarını istihdam ederek kendi işinde kullanması (DH. MKT. 803/26).

 6. Okul ve cami olarak yaptırılan binaları zahire ambarı olarak kullanması (DH. MKT. 803/26).

 7. Aşiret kızlarının nikâhını kıyması neticesinde sekizer, onar lira para alması (DH.MKT. 803/26).

 8. Köylerde bulunan kişilerin pek çoğunda silah olması ve Yozgat’taki Ermeni olaylarında Ermenilere tarafgirlik yapmaları (DH.MKT. 803/26). YAZ 2020/SAYI 94 II. ABDÜLHAMİD DÖNEMİNDE GARİP BEY ADLI ALEVİ DEDESİNİN TRABLUSGARP’A SÜRÜLMESİ 67

 9. Belgeler haricinde yapılan sözlü mülakat neticesinde farklı bir nedene daha ulaşılmıştır. Garip Dede’nin torunlarından olan Hüseyin Dedekargınoğlu bu nedeni şöyle açıklamıştır. Garip Dede, Alaca Redif taburu için bir ziyafet vermiş ve yemeğin ardından oradaki kalabalık “padişahım çok yaşa” yerine “Garip Bey’im çok yaşa” naralarını atmışlardır. Garip Dede’den haz etmeyen bazı kişiler bu durumu Garip Dede’nin aleyhine gelişmesi için merkeze jurnallemiş ve bu sebepten ötürü hakkında tahkikat başlatılmıştır (KK). 

Garip Dede’ye yapılan suçlamalara bakıldığında, ilk göze çarpan nokta ekonomik olarak Devlet’i zarara uğratması iddiasıdır. İkinci olarak Alevilik ritüellerine yönelik ithamlar vardır. Alevi inanç-toplumsal mekanizmasının omurgasını ocakların başında olan dedeler ile onlara inanç ve otorite olarak tabi olan talipler oluşturmaktadır. Taliplerin kendi başlarına Alevi yol-erkânını yürütmeleri ve belli başlı ibadet ve ritüelleri yapmaları mümkün değildir (Yıldırım 2018: 228). Devlet, Alevilerin inanç dünyasının dinamiklerini tam olarak bilmediği için bazı durumları farklı algılayabiliyordu. Özellikle nikâh kıyma ücreti ya da talipleri tarafından Dede’ye verilen paralar Devlet’in dikkatini çekmiştir. Talipler tarafından kendilerini görgüden geçiren dedelere, bu hizmeti karşılığında gönüllülük esasına dayalı olarak miktarı sabit olmayan maddi bir karşılık verilirdi. Bu genel itibariyle para olup yöreye göre mürşit hakkı, kara kazan akçesi, çerağ hakkı, adak akçesi ve dem akçesi gibi değişik isimlerle adlandırılıyordu (Maden 2013: 203). Bu yüzdendir ki Garip Dede aslında yüzyıllardır süre gelen bu geleneği devam ettirmiştir. Zaten bölgede “hakkullah” alan tek kişi Garip Dede değildir. 1889 yılında Hacı Bektaş Veli tekkesi şeyhi Çelebi Cemaleddin Efendi’nin Hüseyinabad nahiyesine gelerek köyleri dolaşıp, buralardaki Bektaşilerden hediye adı altında nakit para ve çeşitli eşyalar toplaması da şikâyete konu olmuştur (Maden 2013: 203, 266). 

Garip Dede’nin kimi belgelerde Kızılbaş/Alevi, kimi belgelerde ise Bektaşi olarak zikredilmesi, Devlet nezdinde iki topluluğun da aynı görülmesinden kaynaklanmaktadır. Esasında birbirinden farklı olan bu topluluklar tarihsel süreç içerisinde şartlar gereği iç içe girmişlerdir. Özellikle Safevi Devleti’nin Anadolu’daki tesirinin azalmasının ardından Kızılbaş ocaklarının Erdebil ile bağlantısı zayıflamış ve Kızılbaş dedeleri, dedelik icazetnamelerini Hacı Bektaş Veli Tekkesinin seccadenişinlerinden almaya başlamışlardır. Çelebiler10 tarafından Kızılbaş/Alevi dedelerine verilen icazetnameler aracılığıyla “Bektaşi Kimliği” farklı boyutlara bürünmüştür. Yıldırım, “Bektaşi Kime Derler” adlı çalışmasında Bektaşi kimliğine yönelik tanımlamaları tafsilatlı bir şekilde ortaya koymuştur (Yıldırım 2010: 23-58).

 Garip Dede’nin bir takım asker kaçaklarını ve silahları himayesinde barındırması iddiası, Devlet tarafından güvenlik zafiyeti olarak algılanmış ve tahkikatın araştırma nedenleri arasında zikredilmiştir. Özellikle bölgedeki Ermenilerin bazı taşkınlıklarına yöre ahalisinin tarafgir olması bu denetlemeyi ve şüpheciliği arttırmış ve Devlet’in biran evvel harekete geçmesine yol açmıştır. Bu paragraftaki hususa açıklık getirmekte YAZ 2020/SAYI 94 Aziz ALTI 68 fayda vardır ki Kızılbaş/Alevilerin yukarıdaki faaliyetleri kitlesel bir amaç gütmeyen münferit vakalar olup, tüm Kızılbaş/Alevi toplumuna mal edilemez. Bununla birlikte Çakmak, II. Abdülhamid döneminde bazı yerel idarecilerin Ermenilerle Kızılbaş/ Alevilerin ittifak içinde oldukları iddiasını dile getiren raporları kaleme aldığını ifade etmiştir. Ancak idarecilerin iddia ettikleri gibi genel bir mutabakat yapmayarak yerel ölçekte yer yer bazı yakınlaşmaların olma ihtimalinin olabileceğini öne sürmüştür (Çakmak, 2019: 147-156). 

Köye yaptırılan okul ve camilerin kuruluş amaçlarının haricinde Garip Dede tarafından farklı maksatla kullanılması Devlet’i rahatsız etmiştir. Nitekim bu cami ve okullar devletin bir politikası doğrultusunda yapılmış ve asıl amaçları dışında kullanılması merkezi otoritenin planını boşa çıkartacaktır. Alevileri Sünnileştirmeyi amaçlayan bu politikanın temel işlevini yerine getirecek olan cami ve okulun devre dışı bırakılması elbette ki siyasi erki rahatsız etmiştir.

 6. Garip Dede’nin Soruşturulması 

Garip Dede’ye isnat edilen suçların araştırılması için Ankara vilayetinin mektup kalem memuru görevlendirilmiştir. Kendisine vazife tevdi edilen memur, Garip Dede’nin evine misafir gibi giderek iddiaları incelemekle yükümlüdür (BEO 2187/163994). Soruşturma için Ankara vilayeti mektupçusu ile aynı vilayet mektûbi kalemi kâtibi Mustafa Efendi vazifelendirilir. Görevlerini ifa edebilmeleri için Ankara vilayeti mektupçusuna 3000 kuruş, katip Mustafa Efendi’ye ise 1000 kuruş harcırah, 12 Aralık 1903 tarihinde Ankara vilayet bütçesinin harcırah kaleminden tahsis edilir (DH.MKT 800/71). 

Ankara ve Konya vilayetlerinin teftiş heyetinin başkanı ve Şura-yı Devlet azası tarafından kovuşturmanın akabinde bir rapor hazırlanmıştır. Raporda şu bilgiler mevcuttur: Garip Dede’nin köyü olan Camili Kebir köyü, Yozgat ile Çorum sancaklarının hududunda yer almaktadır ve Çorum sancağının Alaca nahiyesine bağlı olup, bu nahiyeye bir buçuk saat mesafededir. Dedekargın aşiretine mensup olan Garip Dede, Alaca nahiyesinde hatırı sayılır bir emlak ve araziyi tasarruf etmektedir. Ancak uhdesinde olan emlak ve arazinin vergilerini eksik vermektedir. Köylerin vergi tezkirelerini mükellefine vermeyerek ahaliden fazlaca vergi almaktadır. Yüzlerce adamı Irak ve Anadolu’da ticari faaliyetleri için kullanıp bunları çiftçi olarak kaydettirerek temettü vergisinden kurtarmıştır. Böylece devlet hazinesine gelmesi gereken gelirlerin önüne geçmiştir. Ekonomik boyutun yanı sıra 84 köyü bulunan Alaca nahiyesinin mevcut köylerinin yarısından fazlası “tarik-i nazenin”e yani Bektaşiliğe bağlıdır. Garip Dede, erkek Bektaşilerden “dedelik hakkı” adında 12’şer kuruşluk para almaktadır. Asker kaçaklarını da himaye eden Garip Dede, onları kendi işi için develeriyle Halep, Diyarbakır ve Musul’a göndermektedir. Firariler yetkili kişiler tarafından istenildiğinde ise firarileri geri döndüklerinde teslim edeceği sözünü veren Garip Dede, memurları oyalayarak ertelemektedir. Hükümet tarafından Bektaşi köylerine cami ve ilkokul yapma girişimi olsa da binaların çoğu tamamlanamamış, bitenlere ise imam ve öğretmen YAZ 2020/SAYI 94 II. ABDÜLHAMİD DÖNEMİNDE GARİP BEY ADLI ALEVİ DEDESİNİN TRABLUSGARP’A SÜRÜLMESİ 69 istihdam edilememiştir. Onun içindir ki asıl işlevini yerine getirmeyen binalar, zahire deposu olarak kullanılmıştır. Garip Dede’ye bağlı köylüler kullanılması yasak olan silahlara sahiptir. Garip Dede ve etrafındaki adamlar köy ve kasabalarda her daim silahlı olarak dolaşmaktadır. Hatta 1903 yılının Temmuz ortalarında Garip Dede ve 4 adamı silahlı bir şekilde Çorum’a gelmiştir. Polisler, Garip Dede ve adamlarının silahlarını almaya çalışsa da bunda pek başarılı olamayıp yalnızca 1 adet kara tüfeği alarak, askeri divana teslim etmişlerdir. Garip Dede, bölgede çok nüfuzlu bir kişidir. Öyle ki Garip Dede, Çorum mutasarrıfı olan Paşa’nın İstanbul’dan Çorum’a gelen yeğenini ve Alaca nahiyesine istikbali için gelen paşanın oğlunu evinde 3 gün misafir etmiştir. Misafirin ayrılmasından sonra Garip Dede misafirine 1 Martin Henry tüfeği ile kilim ve halılar hediye etmiştir. Garip Dede ve adamlarının yasaklı olan silahlardan epeyce ellerinde olduğu kanaati yetkililerin zihninde yer edinmiştir. Ayrıca etraftan gelen ihbarlarda Yozgat’ta cereyan etmiş olan Ermeni olaylarında Garip Dede’nin taraf tutarak Ermenilerin safında yer aldığı da ifade edilmiştir. 

Teftiş heyeti reisi, Garip Dede olayının birçok noktadan dikkate değer olduğu için araştırıldığını vurgulamaktadır. Teftiş heyeti reisi, hazırladığı raporun son paragrafında Alaca nahiyesindeki Hanefi mezhebine mensup, Müslümanlar hakkında da bazı mütalaada bulunmuştur. Yöredeki Sünnilerin İslami farzlara ve adaba pek uymayarak serbest bir yaşam sürdüklerini belirten reis, bu konunun da gözden kaçmaması gereken bir nokta olduğunu vurgular. Ayrıca İslami kuralları yerine getirmeyen Sünni insanların sayısının gün geçtikçe çoğaldığını da ifade etmekten geri durmaz. Hanefilerin bu tarz olumsuz davranışlara bürünmesinde bölgedeki Kızılbaşların etkisi göz ardı edilemezdi (BEO 2176/163165). 

7. Garip Dede’nin Trablusgarp’a Sürülmesi

 Dâhiliye Nazırı kaleme aldığı yazıda Garip Dede’nin Kızılbaş olduğunu, etrafına bu batıl inanca mensup insanları topladığını ve onlardan çeşitli adlarla paralar aldığını belirttikten sonra, Alaca nahiyesinde yaşayan insanların çoğunun Kızılbaş olmasından ötürü Garip Dede’nin orada durması durumunda Devlet’e çeşitli manalarda sıkıntı yaratabileceğini vurgulamıştır. Ondandır ki Garip Dede’nin köyünden alınarak Trablusgarp gibi uzak bir diyara sürgün edilmesi talep edilmiştir. Dâhiliye Nazırının talebini Sadrazamın da incelemesi sonucunda padişahın nihai kararıyla 16 Mayıs 1904 tarihinde Garip Dede’nin sürgün edilmesi kesinleşir (İ.DH. 1422/18). Sürgün hususunda iradenin çıkmasının ardından Garip Dede’nin Trablusgarp’a gönderilme işlemi pek hızlı şekilde gerçekleşir (DH.ŞFR 328/115). 29 Mayıs 1904 tarihli belgeye göre Garip Dede’nin öncelikle Ankara’ya gönderildiği belirtilir. Ankara’ya getirilen Garip Dede, Trablusgarp’a İzmir üzerinden devletin bir vapuruyla gelmiştir (DH.MKT.803/26; DH.ŞFR 328/149). 1904 yılının Haziran ayının ilk haftasında ise Garip Dede’nin sürgün edildiğini haber almaktayız (DH.ŞFR 329/2; ZB. 396/36). Garip Dede’ye sürgün yolunda Zaptiye Nezaretine bağlı bir de memur refakat etmiştir11 (DH.MKT.803/26). YAZ 2020/SAYI 94 Aziz ALTI 70 II. Abdülhamid döneminde sürgüne tabi tutulan başka Alevi önderler de mevcuttur. Karizmatik liderliği ile Tokat’ta ortaya çıkan Anşa Bacı, oğulları ile damadı şikâyet neticesinde Şam’a sürgün edilmiştir (Selçuk, 2017: 43)

. 8. Sürgünde Olan Garip Dede’nin Çerkez Muhacir Tarafından Şikâyet Edilmesi 

Garip Dede, sürgünde bulunduğu dönemde Hafız İbrahim adlı bir Çerkez muhacir tarafından şikâyet edilmiştir. Hafız İbrahim, Amasya sancağının Mecitözü kazasının Kuduzlar köyünde iskân edilmiştir. Hafız İbrahim dilekçesinde malını ve eşyasını satarak denkleştirdiği 4000 kuruş ile aldığı 120 dönümlük araziyi 18 senedir (1889’dan beri) sorunsuz şekilde tasarruf ettiğini belirtmiştir. Arazisinde yaptığı ziraatla ailesinin geçimini sağlayan Hafız İbrahim’in bu toprağına Kuduzlar köyü yakınlarında ikamet eden Dedekargın oğlu Garip (Garip Dede) müdahalede bulunmuştur. Hafız İbrahim’in tanımlamasıyla etrafta zorba ve meşhur olan Garip Dede o esnada hükümetçe sürgüne gönderilmiştir. Ancak sürgün öncesinde Hafız İbrahim’in kimsesiz olmasından faydalanan Garip Dede, Hafız İbrahim’in tapulu arazisini cebren ele geçirmiştir. Garip Dede hükümetin izni olmadan bu arazinin üzerine akrabalarının ev yapmasını sağlamış ve inşa edilen evler neticesinde burası bir nevi köy haline gelmiştir. Kimsesiz ve çaresiz olduğunu bir kez daha yineleyen Hafız İbrahim, Garip Dede’nin kendi arazisinden el çektirilmesini Dâhiliye Nezareti’nden talep eder. Dâhiliye Nezareti tarafından 30 Aralık 1907 tarihinde Sivas vilayetine gönderilen emirde Hafız İbrahim’in elindeki arazisine kimsenin müdahale etmemesini belirtmiştir (DH.

9. Garip Dede’nin Padişaha Gönderdiği Af Mektubu

Trablusgarp’ta sürgünde olan Garip Dede, affedilmesi için 11 Ocak 1906 tarihinde padişaha bir mektup yazar. Garip Dede mektubunun başlangıcında yeryüzünün halifesi ve cihanın sığındığı kişi olan padişaha bitmez tükenmez ömür ve afiyet ihsan etmesi temennisini dile getirir. Peygamberlerin efendisinin hürmetine duasının kabul edilmesini de ifade eder

Padişahın kulu olduğunu beyan eden Garip Dede, Ankara vilayetinin Çorum sancağına tabi Hüseyinabad nahiyesinin Camili Kebir köyü ahalisinden ve Dedekargın aşiretine mensup olduğunu vurgular. Mektupta anlatılanlara göre Garip Dede adı geçen köyde her daim ziraatla uğraşmaktadır. Ziraatla meşgul olan Garip Dede, yaptığı tarımsal faaliyet neticesinde hem devletine vergisini vermekte hem de ailesinin geçimini sağlamaktadır. Şer’i ve örfi hukuka bağlı olan Garip Dede, her daim padişaha dua ederek ona gönülden bağlıdır (DH.MKT.803/26). Garip Dede ayrıca 1903 yılının sonlarına doğru nahiyede bulunan Alaca redif taburuna 1 hafta kadar ziyafet verdiğini belirterek vatana, millete ve padişaha bağlılığını vurgulamıştır (Y.MTV. 284/63). Bir kez daha padişahın sadık kullarından olduğunu yineleyen Garip Dede, mazlumlardan olduğunu, zalimlerin zulmünden ilk olarak Allah’a ikinci olarak ise müminlerin emiri olan padişahın adaletine sığınmaktadır. Kendisinin masum olduğunu söyleyen Garip Dede, arazisine göz diken fesat ve zorba kişilerin kendisine iftira attığını ve bu kişilerin iftiraları her nasıl olduysa kabul edilerek sualsiz bir şekilde Trablusgarp’a gönderildiğini beyan etmiştir. 16 aydır Trablusgarp’ta sürgün hayatı yaşayan Garip Dede, evinin ihtiyaçlarını gidermek için birçok eşyasını satmış, hatta borca girerek sıkıntı içine düşmüştür. Han ve kahvehane köşelerinde kalarak bir hayli perişan olan Garip Dede, kendisi gibi Çorum’da bulunan ailesinin ve ufacık çocuklarının da mağdur olduğunu ve ayrıca arazisinin de sahipsiz kaldığını belirtmiştir.

Garip Dede kısaca meramını dile getirdikten sonra durumunun araştırılmasını ve mahkemenin vereceği karara razı olduğunu söyler. Yapılan inceleme sonucunda eğer kanuna karşı yapılmış bir davranışı varsa verilecek olan cezaya da razıdır. Eğer hakikat ortaya çıkmazsa fesat kişilerin iftiraları ve memurların hakikati yansıtmayan tespitleri sonucunda kendisi gurbette sürünmeye devam edecek, ailesi kimsesiz kalacak ve onların rızklarını sağladığı mal ve toprakları mahvolacaktır. Mektubunun sonlarına doğru bir karıncanın incinmesine bile gönlü razı olmayan padişahın böyle bir adaletsizliğe ve mağduriyete göz yummayacağını söyleyen Garip Dede, Allah rızası için bu perişan halinin affedilerek, evraklarının Şura-yı Devlete havale edilmesini istirham eder (DH.MKT.803/26).

. 10. Garip Dede’nin Sağlık Durumu 

Garip Dede, sürgün yaşamı boyunca sağlık problemleriyle karşılaşmış ve bunu da muayene olduğu hekimin raporuyla belgelemiştir. Garip Dede’nin muayenesini yaparak raporunu hazırlayan kişi Sıhhiye müfettişi Tahsin Resmi’dir. Tahsin Resmi hazırladığı raporun ilk cümlesinde padişaha bağlı olarak Garip Dede’nin muayenesini yaptığını belirtir. Muayene sonucunda Garip Dede hakkında şu teşhisleri koyar. 45 yaşlarında olan Garip Dede, zayıf vücutlu ve asi mizaçlıdır. Kansızlık, romatizma ve asabi bir ruh haline bürünme gibi hastalıklara yakalanmıştır. Garip Dede’ye o zamana kadar yapılan tıbbi tedavi ise bir fayda sağlamamıştır. Tahsin Resmi Bey, raporunun sonunda bu evrakı Garip Dede’nin dilekçesine istinaden oluşturduğunu ifade ederek sözlerine son vermiştir (Y.MTV. 284/63). 8 Ocak 1906 tarihinde kaleme alınan rapor neticesinde Garip Dede’nin ruhsal ve fiziksel olarak sağlığının bozuk olduğu göze çarpmaktadır

11. Ailesinin Garip Dede İçin Af Talep Etmesi ve Garip Dede’nin Affedilmesi 

Ailesinin Garip Dede’nin affedilmesine yönelik ilk talebi 9 Kasım 1904 tarihine aittir. Yani Garip Dede’nin 3-4 aylık bir sürgün zaman diliminden sonra aile hukuki yolla Garip Dede’nin bağışlanması için mücadeleye başlar. Aile, çektiği telgrafın ilk cümlesinde 100 senedir Garip Dede’nin ailesinin ve Garip Dede’nin padişaha duacı olduklarını ama bazı kötü niyetli kişilerin tesirleriyle Garip Dede’nin Trablusgarp’a gönderildiğini ifade eder. Ailenin 100 senedir Dedekargın aşiretinin padişaha bağlı olduğunu söylemesi Garip Dede’nin mensup olduğu aşiret üyelerinin 1800’lerin başından itibaren Devlet’le iyi ilişkiler içinde olduğu kanısını savunmamızı sağlayabilir. Mektubun devamında aile hem atalarının hem de bugünkü Dedekargın hanedanının samimiyetle Devlet’e bağlılığını bir kez daha vurgular. Ailenin burada özellikle “hanedan” kelimesini kullanmasının altında hem ocakzade hem de aşiret lideri olmalarından ötürü köklü bir yapıya sahip olduklarını vurgulama isteği olabilir. Dedekargın hanedanının şimdiye kadar kötü bir olayla adı anılmamış ve namusuna leke gelmemiştir. Aile, Dedekargın hanedanının başına gelen böyle üzücü bir olayı kaderin bir cilvesi olarak kabullenmiştir. Garip Dede’nin vatanından sürgün edilmesi günahsız ve kusursuz olan ailesinin de yetim kalmasına sebebiyet vermiştir. Garip Dede’nin sürgününe müteakip, acı olaylar Dedekargınlıların peşini bırakmamıştır. Garip Dede’nin sürgüne yollanmasının hemen akabinde amcası ve amcasının çocukları vefat etmiştir. 15.000 kuruşu aşkın bir meblağı vergi olarak ödeyen Garip Dede’nin kendisi ve yakınlarının olmamasından dolayı malları sahipsiz kalarak onun bunun eline geçmiştir. Aile mektubun sonunda Garip Dede’nin padişaha aykırı bir hareket içerisinde bulunmadığının hükümetçe anlaşıldığından af talep eder. Aile padişahın başı için gözyaşlarıyla Garip Dede’nin vatanına dönmesine dile getirir (DH. MKT. 803/26)


İkinci af talebi ise 1906 yılında yapılmıştır. Zübeyde Hanım, eşi Garip Dede’nin affedilmesi için Dâhiliye Nezaretine 14 Haziran 1906 tarihinde bir mektup göndermiştir. Zübeyde Hanım eşi Garip Dede’nin Camili Kebir köyünün hanedanından olduğu belirterek yazısına başlar. Zübeyde Hanım, Garip Dede’nin bundan 2 yıl önce Alaca nahiyesindeki 1000 kişiden oluşan silahlı redif taburuna ziyafet verdiğini, bu taburun 4 gün sonra nahiyeden ayrılması anında ise kurbanlar kesip, şerbetler dağıttığını vurgulamıştır. Garip Dede’nin hizmet ve sadakatine karşı Osmanlı Devleti tarafından kendisine “rütbe-i salise12” unvanı verilerek ödüllendirilmiştir (Y.MTV. 288/80). Bu rütbe kendisine, Yıldız Sarayı baş kitabet dairesi tarafından 15 Aralık 1903 tarihinde tevdi edilmiştir (İ.TAL 319/60). Garip Dede’nin ailesinin ifadesine göre art niyetli bazı kişilerin gerçeği yansıtmayan iddiaları neticesinde Garip Dede Trablusgarp’a sürgün edilmiştir. Garip Dede’nin mağduriyetine yönelik hem Ankara hem de Trablusgarp vilayetlerine yönelik talepler aktarılsa da bu girişimler beyhude olmuştur. Garip Dede’nin sürgünde olmasından dolayı 10 bin liralık malı başkasının eline geçmiştir. 10’u aşkın kişiden oluşan ailesiyle birlikte aç ve açıkta kaldıklarını da ilave eden Zübeyde Hanım, perişan bir durumdadır. Zübeyde Hanım, tüm bu sebeplerden dolayı eşi Galip Bey’in(Garip Dede) affedilmesini istemiştir (Y.MTV. 288/80).

Garip Dede’nin affedilmesine yönelik daha öncede bir talep olduğu için Trablusgarp’tan Garip Dede’nin ahvaline yönelik malumatlar 1906 senesinin başında gelmiştir. 3 Ocak 1906 tarihinde Trablusgarp vilayetinden Garip Dede’nin durumu hakkında rapor gönderilmiştir. Raporda Garip Dede’nin Trablusgarp’a geldiği günden itibaren teftiş ve takip edildiği, memleket değişikliğine uğradığı için türlü sıkıntılar yaşayarak mağdur olduğu ve her daim padişaha duacı ve bağlı olduğu belirtilmiştir (Y.MTV. 284/63). Böylece Trablusgarp’tan gönderilen raporda Garip Dede’nin lehine yönelik ifadeler yer almıştır. 

  Af taleplerinin peş peşe gelmesi ve en son Zübeyde Hanım’ın dilekçesine binaen konu Dâhiliye Nezaretine gelerek burada mütalaa edilmiş ve şu kanılara varılmıştır. Padişahın iradesi sonucunda Zaptiye Nezareti aracılığıyla iki yıl önce Trablusgarp’a gönderilen Garip Dede’nin hastalığı bu süre zarfında ilerlemiş ve ayrıca ailesi de perişan halde kalmıştır. Garip Dede, tıp raporuyla birlikte af dilekçesini sunmuştur. Garip Dede’nin hem sağlık durumu hem de mevcut hali takip ve teftiş edilmiştir. Trablusgarp vilayetinden gelen yazı doğrultusunda Garip Dede’nin padişaha karşı bağlı olduğu kanaati ifade edilmiştir. Daha önce 17 kişilik ailesinin imzasıyla affedilmesi istenen Garip Dede’nin durumu 12 Temmuz 1906 tarihinde Dâhiliye Nazırınca tekrar gündeme alınmıştır (Y.MTV. 288/80)

Zübeyde Hanım’ın bu dilekçesine binaen Garip Dede hakkında 19 Ağustos 1906 tarihinde tahkikat yapılmasına karar verilmiştir. (İ.HUS 144/25; BEO 2894/217011).

Adalet terazisinin şaşmaması için Garip Dede hakkında memleketinde yeniden başlatılan soruşturma da Garip Dede’nin lehine doğacak kararlar çıkmıştır. Soruşturma da Garip Dede’nin 250 hane civarında olan Dedekargın Türkmen aşiretinin ağalarından ve bu aşiret arasında hatırı sayılır bir kişi olduğu vurgulanmıştır. Ayrıca Alaca nahiyesinden Rumeli’ne gitmek üzere olan redif taburunun 1 hafta müddetle karnını doyurması ve ikramlarda bulunmasından dolayı kendisine rütbe-i salise unvanı verilmiştir. Kendisine bu rütbenin verilmesinin ardından Garip Dede’yi çekemeyen kişilerce şikâyete tabi tutulduğu ve sürgün edilmesini gerektirecek bir durumun olmadığı anlaşılmıştır. Hakikatin ortaya çıkmasının ardından Garip Dede’nin kefalet karşılığında sürgününün sona ermesine ve vatanına dönmesine 6 Eylül 1906 tarihinde karar verilmiştir (BEO 2905/217828). Alınan karar 24 Eylül 1906 tarihinde Trablusgarp vilayetine tebliğ edilerek Garip Dede’nin memleketine gönderilmesi emredilmiştir (BEO 2915/218586; BEO 2929/219633).


https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/2580983

::::::::::::::::::::::::::::

https://www.youtube.com/watch?v=l2t8svlJV3I

"Dede Garkın Ocagı Anadoludaki Mürşit Ocaklarından birisidir.Bunlardan biriside Çorum -Alaca Büyük Camili Köyündeki Dede Garkın Ocağıdır. Şu anda Ocak Dedeliğini Hüseyin Dede Garkınoğlu ve Mustafa Dede Garkınoğlu yürütmektedir.Dede garkın ocağı Şah ibrahim ve Ali seydi Ocaklarının Mürşid Ocağıdır. "

...........

https://www.youtube.com/watch?v=t0GNAYzZjeA

DEDE GARKIN OCAĞI Anadoludaki Mürşid Ocaklarından birTanesidir. DEDE GARKIN Ocağına Bağlı Ocaklar Şunlardır-Şah İbrahim Ocağı(Şeyh/Şıh) Ali Seydi Ocagı-Pirsultan Ocağı-Kul Himmet Ocağı-Çalapverdi Ocagı- Ali Baba Ocağı-Arzuman Ocağı-Gözü Kızıl Ocağı-Kazım Oğulları/ Musa Kazım Ocağı-Köse Süleyman Ocağı dır. Dede Gakın Garkın Boyunun Dedesi anlamında bir addır.Onun Doguşdaki adı Numandır.Dede Garkın ın Bir Özelliği 1240 yılında ortaya çıkan Baba Resul olayına karışan Hailifelerin Piri olmasıdır. Dede Garkın,ın Halifeleri Baba İshak-Baba İlyas-Ali Seydi-Şah İbrahim-Baba Aslanoğlu- ve Dirge Babadır. Kaynak:Baba İlyasın Torunlarından Elvan Çelebinin Menakıbu,l Kudsiyesi ve Menasıbu,l Ünyiye İsimli kitaplarıdır.


 


1 Haziran 2014 akşamı 2 haziran 2014 sabahı Dikmenden yansımalar

  Necati Çavdar ,  Dikmen'den hatıralar  albümüne 127 yeni fotoğraf ekledi.    ·  1986-2004 arası yaşadığımız.. Artık - imar uygulaması ...